GIUSEPPE VERDI

BESTECİ

Giuseppe Verdi (1813 - 1901)

1813 yılında, Rossini 21 yaşında ve henüz üç yıllık bir opera bestecisi iken, Almaya'da Leipzig'de, katıksız bir burjuva konforu içinde yüzen bir çevrede Richard Wagner, İtalya'nın geri kalmış bir köşesinde yoksul bir kasaba olan La Roncole'de ise Giuseppe Verdi dünyaya geldi. Aynı yılda doğan bu iki büyük opera bestecisinin, 19. yüzyılda ortak değerlendirmelerle ün kazanmış, çağlarının önde gelen dev kültürel kişiliklerinin oluşmasında rol oynayan ana öğelerin temelde farklı olduğu hemen göze çarpar. Wagner'de bu öğeler, karşıt kutupların yarattığı iç kavganın onun iç dünyasında oluşturduğu bir denge, Verdi'de ise bilinçli ve giderek tek yönlü gelişen bir birikimdir. Ne var ki yolları ne olursa olsun her ikisinin de gelecek nesillere bıraktıkları miras eşsiz olmuş, opera sanatının gelişimindeki yön değiştirici etkisini çağımıza kadar sürdürmüştür. Geçen yüzyılın bu olağanüstü iki opera yaratıcısının sanat çevrelerince sürekli olarak karşılaştırılmaları, aynı tarihlerde doğmuş olmaları yanında benzer yaratıcı canlılıkları yüzündendir. Yoksa o zamandan beri, olağanüstü ilgiyi çekerek geniş kitlelerce benimsenme veya bütünü ile unutulma gibi çelişik ve yargılara uymayan evreler, zaman zaman ve nesilden nesile değişerek her ikisi için de sıra ile süre gelmiş, ama giderek en sonunda ayrı yollardan eriştikleri büyüklük ve verimleri, artık birbirleri ile karşılaştırılmaksızın tanınmak zorunda kalınmıştır.

 

Giuseppe Verdi, 10 Ekim 1813 günü Parma Eyaletinin küçük bir kasabası olan Roncole'de doğdu. Ailenin içinde bulunduğu yoksulluğa karşın babası bir çembalo satın alarak Verdi'nin ilk müzik derslerinin parasını ödemeyi başardı. On yaşlarında kilisede org çalmaya başlayan Verdi, sonraları aynı eyaletin Busseto kentinde bir okula devam etmiş, burada ilk kez üstün yetenekleri göze çarpmış ve zengin bir iş adamı olan Barezzi'nin de desteği ile sürdürdüğü çalışmaları sonunda ve 18 yaşında iken Milano Konservatuarına girmek istemiştir. Ancak Verdi giriş sınavlarında, gerek sınavın ana konuları, gerek sınav komisyonuna verdiği çalışmalarda başarısız görülerek konservatuara kabul edilmemiştir. Besteci, böylece yaşamının ilk hayal kırıklığını çevresine karşı küçük düşerek çok erken bir çağında tatmıştır. Buna rağmen Verdi'nin geri dönmeyerek 2 yıl daha Milano'da kaldığını ve özel dersler almaya devam ettiğini görüyoruz. Ancak bu süre sonunda Busseto'ya dönerek Barezzi'nin kızı ile evlenmiştir.

 

Bir müzikçi olarak Verdi'nin ilk atılımları görüldüğü gibi bir dizi başarısızlıklarla başlar; atandığı Busseto Orkestrası şefliğinde ve orgculuğunda bir çok karşıtları ile mücadele eder, ilk operaları olan 'Oberto' (1839) ve 'Bir Günlük Kral' (1840) operalarının başarısız sayılmalarına, kısa sürelerle eşini ve iki çocuğunu da kaybetmesi eklenince acılı günler bestecinin yaşamını zehir eder..

 

Verdi'nin, onu ilk kez bütün İtalya'da tanıtan ilk başarısı, 1842 yılında Milano'da oynanan 'Nabucco' operasıdır. Opera Verdi'nin özgürlük duygularını dile getiriyordu ve İtalya'nın büyük bir bölümünün o tarihlerde Avusturya'nın işgali altında bulunması İtalyanların ulusal duygularını, özellikle operanın ünlü koro parçası ile bir anda alevlendirdi. 'va pensiero, sull ali dorate'... Bu olay, Verdi'nin yaşamında bir dönüm noktası olmuştur. Besteci İtalyanların ulusal duygularına seslenen bir dizi operayı bu sıralarda yazmaya koyuldu. 'I Lombardi' (1843), 'Ernani' (1844), 'I Due Foscari' (1844), 'Alzira' (1845) ve daha siyasal iki opera 'Atilla' (1846) ve 'La Battaglia di Legnano' (1849) bu devrede yazılan ve ona büyük ün kazandıran operalarıdır. Bununla beraber Verdi'nin çabuk ve olağandışı başarısına yalnız İtalya'nın o sıralarda içinde bulunduğu ve geniş halk kitlelerini sarsan bunalımların yok açtığını söylemek yerinde bir yargılama olmaz. Ana nedenler gene de sanatsal olmaktadır; Bellini'nin tatlı yumuşaklığı ve Rossini'nin yepyeni sürükleyici güçteki ruhsal öğelerin derinliğinde yatmaktadır bu başarı; çağın toplum huzursuzluğu ile birleşen sert ve yer yer haşin bir güçlüktür bu.

 

Yasaklanmış bulunan 'viva I'italia'nın anlamını 'viva Verdi'de bulduğu dönemde, Sardunya Kralı Victor Emanuel'in, birleşmiş bir İtalya tacına aday gösterilmesi üzerine halk bu kez Verdi'nin adında duygularını simgeleştirdi; V (ittoia) E (manuele) R (e) D'I (talia)..

 

1859 yılında işgal altındaki toprakların geri alınması ile sonuçlanan Avusturya'ya karşı kazanılmış İtalyan zaferinden sonra Verdi, siyasal sorunlara yönelik hiçbir başka opera yazmamıştır. Bununla beraber artık ulusal bir kahraman sayılan Verdi, genel istek üzerine yeni İtalyan Parlamentosunun bir üyesi olmuş, bu arada da ünlü opera şarkıcısı Giuseppina Strepponi ile evlenmiştir. Kısa süren parlamento üyeliği süresince (1861-1865) yalnız 'Talihin Kudreti' operasını yazabilmiş, daha sonra bütünü ile politikadan çekilerek doğduğu kasabaya yakın bir yerde, Sant' Agata'daki çiftliğinde yaşamının geri kalan kısmını basit bir köylü gibi geçirerek 'Aida' (1871), 'Otello' (1887), 'Falstaff' (1893) gibi 'büyük opera' örneklerini orada yazmış, 1901 yılında Milano'da ölmüştür.

 

Verdi yaşamı boyunca librettoları üzerinde büyük bir titizlik göstermiştir. Etkin dramatik öğeler arıyordu her zaman: Schiller'den 4 konu - 'Giovanni d'Arco', 'I Masnadieri', 'Luisa Miller' ve 'Don Carlos', Shakespeare'den 3 konu - 'Macbeth', 'Otello' ve 'Falstaff'; Victor Hugo'dan 2 konu - 'Ernani' ve 'Rigoletto' yu almıştır. Onun esinlenebilmesi için metin; büyük ihtiraslar, birbirinden kesin çizgilerle ayrı zıt karakterler, dramatik durumları içermeli idi. Librettocuları olan Piave ve Cammarano bu istekleri karşılamaya çalışıyorlardı ama, dramatik bir yapının bütünlüğünü ve gereken anlatım sağlamlığını sağlayamadıkları gibi konular, ruhsal durumların geliştirilmesi yönünden de yetersiz kalıyordu. Verdi'nin Shakespeare oyunları üzerine kurduğu ilk operası 'Macbeth' dir. Opera Floransa'da 1847 yılında ilk kez oynandığında pek başarılı olamamış, bestecinin 1865'de Paris'te sahnelendirilmesi için sonradan yaptığı düzeltmeler de durumu değiştirememiştir. Opera gerçek değerini daha sonraki oynanışlarında ve zamanla kazanmıştır. 'Rigoletto,' 1851 yılında Venedik'te ilk kez sahnelendiğinde alışılmamış bir ilgi ile karşılandı. Bu operasında Verdi artık müziği, konuda geçen olayların ve kişilerin karakterlerinin yansıtılması ve anlatılmasında bir araç olarak kullanıyordu. Çağının opera anlayışına büyük bir yenilik getiren bu türün diğer iki büyük yapıtı 'Il Trovatore' ve 'La Traviata' 1853 yılında ilk kez Roma'da oynandı. Opera dalında gerçek olaylara eğilim göstermesi, Verdi'nin, Verismo (gerçekçilik) akımını başlatan besteci olarak gösterilmesine yol açar.

 

'Rigoletto'yu yazdıktan sonra Verdi; bir daha böylesine güzel bir opera yazacağına inanmadığını söylemişti. Ne var ki gelişmeler onun bu görüşünü yanıltmış ve 'Il Trovatore'nin ölçüsüz başarısı Rigoletto'yu kat kat aşmıştır. Bu sonuncusunun 1853 yılı Ocak ayında Roma'daki büyük başarısından yaklaşık iki ay sonra 'La Traviata' Vedekik'te ilk kez sahneye kondu. Ancak bu kez, daha çok operanın sahnelenişindeki kötülük ve talihsizliklere bağlanabilecek bir başarısızlık bekliyordu besteciyi, Sanatçıların sesleri kısık, dekor ve özellikle kostümler tutarsızdı. Çağın opera geleneklerine karşın, Verdi bu kez librettoyu kendi çağının görüntüleri içinden çıkartmıştır. Karakterler günü gününe Paris caddelerinde görülen elbiseleri giyiyorlardı. O zaman için radikal bir değişiklikti bu. Olayın kahramanı veremli bir fahişe idi ama Dumas'nın ünlü 'La Dame Aux Camelias'sını iyi bilen bir seyirci topluluğunun karşısına veremli Violetta rolünde, kanlı canlı sağlıklı, şişman bayan şarıcı Fanny Salvini - Donatelli'nin çıkartılması, operanın iyice yadırganmasına yol açan ve bardağı taşıran son damla oldu. Ertesi gün Verdi kendisini teselli ediyordu; 'Suç bende m yoksa sanatçılarda mı?'